logo
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore.
FOLLOW US
Yukarı
 

Karadeniz Mutfak Efsanesi

Laz mitolojisinde bereketin tanrısı: OBİ

Laz mitolojisine göre Obi, yağmur tanrısıdır.

Doğu Karadeniz’de en çok görülen hava olayı yağmurdur. Obi, ekinlerin gelişmesi için ihtiyaç duyulan yağmuru gönderiyordu. Tzan takviminde cuma günü yani Lazca adıyla Obiçxa “Yağmur Tanrısının Günü” olarak kabul ediliyordu ve

Cuma günü sadece Obi’ye ibadet ediliyordu.

 

 

Avni Efendi’ye minnetle…

Avni Efendi 1900’lü yıllarda Karadeniz’de yaşamış bir fırıncıdır. Çocuk yaşta girdiği fırında çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan da ustalığa gelmiş, usta-çırak ilişkisiyle yetişmiştir. Sonrasında orduya çağırılmış ve milli mücadele dönemine aktif katılım sağlamıştır. Milli mücadelenin zor şartlarında etrafındaki tahılları öğüterek un haline getirmiş ve cephede ekmek yapmış, bölüğün gıda ihtiyacını canhıraş bir şekilde karşılamaya çalışmıştır.

Milli mücadele dönemi sonrası döndüğü memleketinde büyükçe bir fırın kurmuş ve ekmeğin, unun geleneğini çıraklarına anlatmış, bir sonraki zor günler için insanlar yetiştirmiştir. Savaş mağduru çocuklardan yetiştirdiği yedi çırağını da yedi bölgeye yolcu etmiştir. Fakat bu çırakların kalan 6’sının kim olduğu halen bilinmemektedir.

Rivayet odur ki; onların verdiği bir ekmek dahi, kalbinde kötülük olmayanları bir lokmada doyurmaya yetmektedir.

 

 

Mayasında hoşgörü var

Tek bir lokma milyonlarca pay edilebilir mi? Edilebilirmiş meğer. Doymaksa mesele ve azı çok yapmaksa ustayı usta yapan; bize miras kalan sırrımızla hamurumuzu yoğurduk, yola koyulduk.

Kalbinde iyilik elinde ustalık olan herkes bilir,

bizim işin gerçek sırrı hoşgörü ile maya tutan hamurdan gelir.

 

 

Ev yapımı efsaneler

Karadeniz efsaneleri bi kavanoza sığar bazen.

Hem her bir efsane öyle aman aman dağlarda, ulaşılmaz yollarda değil evde bile gerçekleşir. Çünkü Karadeniz’de her bir hane, bir efsaneye gebedir.

 

 

 

Karadeniz’in bitki örtüsü aşktır

Bu aşktan küçük asi, başı göğe eren meyveler doğar. Ezilmek nedir bilmez Karadeniz, ezmeyi de. Ne varsa sofradadır işte, aşkı da öyle.

 

 

 

Toprak bize sıcacık hikayeler bırakır

Karlar yayla yollarını kapatmış, Nana evden

çıkamamıştı. Çocuklar bu süre boyunca ne yiyecekti?

Giresun’un karlı dağlarına doğru yürümeye başladı Nana, Hacer Ana misali… Karın altında kendini korumuş, geniş yapraklı, pancara benzeyen bir bitki bulup eve koşmuş. Üşüyen ellerini ısıtan toprak tencere, evi de ısıtmış. Nana’nın elinden içilen bu çorba bütün kış bakmış ailesine.

Sonrasında Nana bu bitkiyi toplayıp köy pazarında satmaya başlamış ve şifası kendinden bu karalahana çorbası tüm Karadeniz’e yayılmış, dillere türkü olmuş…

 

 

 

Çırağın sarayı: fırın

Her sabah güneş doğarken ateşlenir taş fırın, tam 400 dereceye erişir ve saatlerce taşın sıcağı çekmesi için beslenir. Fırın aralıksız beslenir ki

bekleyenler hakkıyla, usulüyle, bize öğretilen hikayeyle beslenebilsin.

İşte bu her sabah erkenden başlayıp, akşam son meşe odununu atana dek hikayenin sürdüğü yere her çırak gibi biz de saray dedik bir kere.

Belki ışıl ışıl parlamasından beyaz taşların, belki de ateşinde binbir hayal kurduğumuzdandır fırının.